16 Eylül 2010 Perşembe

The Raven ve Edgar Allen Poe

Bana çok tanıdık geliyor Poe. Aslına bakarsanız bence tek öncüsü olduğu akımlar korku, gotik ve polisiye değildir. Biraz zorlama olacak belki ama yakın çağ Amerikan edebiyatçılarına çok benzetiyorum Poe'yu. Bu yüzden aslında Underground akımının da öncüsü demek belki çok iddialı olacak ama bazı benzerlikler insana bunları düşündürtüyor.


Çocukluğumdan beri Poe'nun, Lovecraft'ın ve Bierce'ın yarattığı o kasvetli dünyalarda büyüdüm. Ama aralarından birini seçmem istense (Aslında Lovecraft'ı hepsinden fazla severim ama sözü getirmek istediğim nokta biraz farklı) Poe'yu seçerim. Poe, yazdığı o gotik dünyayı gerçekte yaşayan birisi... bu yüzden bana oldukça samimi geliyor.

Underground mevzusuna gelirsek de öncelikle başarısız bir ilk adım atıyor edebiyat sevdasına, alkol ve kumarın çekici histerisini damarlarına kadar hissediyor ve yaşadıkları (özellikle de alkolün ona yaşattırdıkları -yaşadığını hissettiği- şeyler) yazdıklarına yön veriyor. Bunlar da bana Bukowski, Fante gibi babayiğit adamları anımsatıyor. Neyse bu Underground olayını çok da irdelemeyeceğiz zaten.

Öncelikle Poe'yu daha yakından tanıyalım ve sonra onunla ilgili olarak The Raven şiirini irdelemeye çalışalım:

Poe, dünyamızda çok değil, 40 sene ikamet etmiştir. 19. yy'ın başında Amerika'da ilk kısa öykücülüğün, korku ve polisiye türlerinin temellerini atmıştır. Her nev-i şahsına münhasır ağbi gibi Poe da babası tarafından terk edilmiş ve annesini de erken kaybetmiştir. Bu tarz adamlar hayatta zaten önemli değerlerini kaybederek başladıklarından bu eksikliklerini çeşitli şeyler yaparak gizlemeye çalışırlar; Poe gibi inanılmaz eserler ortaya koyarak (ki bu da çok sağlıklı bir ruh halinin olmadığını gösteriyor), Poe, Bukowski, Jack London, Dostoyevski gibi ya alkol ya da kumara yenik düşerek, Metin kaçan gibi bunların hepsini yaparken bir de tecavüzden içeride yatarak. Sonra alkol ve kumarın gölgesi altında yazdıklarını gazetelere yollar ama kabul edilmez (Benzer hayatlar için, Bknz: Ekmek Arası (C.B.); Martin Eden (J.L.) Ardından ise inanılmaz başarılar; Annabel Lee, Helen'e ve Kuzgun şiirleri; Morgue Sokağı Cinayeti, Altın Böcek ve Kara Kedi gibi eserleri...
Elbette edebiyatın biçimsel ya da estetik eleştirilerini işin ehline bırakmak lazım. Poe'nun şiirlerini ya da seneler içerisinde yarattığı biçimsel yenilikleri falan bir edebiyatçı ağbimiz yapar umarım sonra. Benim yapmak istediğim sevdiğim bir yazarın şiirini kendimce yorumlamak, gayet çocuksu bir masumiyet değil mi?

Öncelikle Raven (Her zamanki gibi) karanlık bir ortamda geçer ve bir öykü niteliğindedir. Oldukça uzun olmasıyla beraber oldukça akıcıdır da. O yüzden sanki o odanın içendeymişiz, kenarda durup olanları izliyormuşuz gibi bir his uyandırır okuyana.

Kahraman, Lenore'yi yeni kaybetmiştir. Oldukça açık bir biçimde hala acısını hisseder; kendini eski kitapların hikmetine vermiş düşünürken, oldukça birkin ve sızmak üzeredir. Ben bu kısmı kafasının inanılmaz yüksek olduğunu anladığımız ilk bölüm olarak tanımlıyorum. Kendini odasına kapatmış, delirmek üzere olan bir adam. Ve ardından kimsesi yokken ve her şeyini kaybetmişken gelen bir kuzgun (bir sanrı aslında; ayrıca kuzgun insanların karmaşasını ve kavgalarını izlemekten zevk alan garip bir hayvandır. Kendinden büyük/güçlü hayvanların kuyruklarını çekerek onları rahatsız eder ve eğlenir vs. Yani burada kuzgun yerine güvercin de gelebilirdir, Poe'nun kuzgunu seçmesinde bir hikmet var elbette, değil mi ama?)Gelen kuzgun'u ilk başta gene lenore sanar kahraman. Sonra korkar ve uzun süre açmaz penceresini. Ardından açtığında bir kuzgun görür ve onunla konuşmaya başlar. Kuzgun tek kelime söyler "nevermore" "hiçbirzaman". Kahraman ne sorarsa sorsun alacağı cevap "hiçbirzaman"dır. Depresyonda olduğu açıkca belli olan kahramanın pesimist ruh halinin devamıdır yani bu hiçbirzaman. Ayrıca şiirin devamında sorduğu sorulara aynı cevabı alacağını bilmesine rağmen gene de sorar kahraman; durum daha da melankolik bir hal alır. "İksirlerle" bile geçmez Lenore acısı. Ve en sonunda. sanki bu acı ve Lenore'nin kasvetli ruhu kuzgunla beden bulur ve kahraman kuzgunun gölgesi altında yerde yatmış ölümü düşünür; cevabı kendi verir bütün şiir boyunca kendi kendine verdiği gibi: hiçbirzaman!

Şimdi biraz düşünüp çıkmazda olduğunuz anları hatırlayın derim bu şiiri okuduktan sonra. Ard arda aklınıza gelen ve düşündükçe sizi daha da dibe çeken fikirlere hiç mi yenik düşmedi bu zayıf ruhunuz. Poe'da karanlık bir oda da aynı bu ruh halini yaşattırıyor işte kendine... (Elbette çağımızın depresif gençlerinden çok daha edebi ve estetik bir şekilde!)
H.Mert.E. (Father Malone)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder